sya2001 的个人资料sya2001照片日志列表更多 工具 帮助

日志


5月5日

Boğa Heykeli

BOĞA HEYKELİ
 
Türkiye’de en bilinen heykel hangisi diye sorulduğunda ilk akla gelen heykeller arasında; İlhan Koman’ın Akdeniz, Canonica’nın Taksim Cumhuriyet Anıtı, Hadi Bara ve Zühtü Müritoğlu’nun beraber yaptıkları Barbaros Heykeli gelebilir ama bunların hiç biri Kadıköy’deki Boğa Heykeli kadar şehirle bütünleşmemiş, hakkında şehir efsaneleri üretilmemiştir. Aslında bakılırsa hakkında üretilen şehir efsanelerinden daha da garip bir öyküye sahip bu heykel. Boğa Heykeli üzerine araştırmalar yaptıkça onun estetik açıdan muhteşemliğinin yanında tarihsel arka planının da ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı.



İlkokuldan beri her sene tarih derslerimizde okuduğumuz ve hepimizin kulağının aşina olduğu ama bizim dünyamızdan çok uzak olan bir bölgeyi nerdeyse bizimmiş gibi öğrendiğimiz Alsas Loren, Kadıköy’deki Boğa Heykeli’nin geçmişinden bir izdir. Almanya ile Fransa arasında 1800’lü yıllarda gidip gelen küçük bir bölge olan Alsas Loren 1860’larda tekrar Fransa’nın eline geçer. Fransızlar Almanları dize getirmenin sevinci ile bu bölgeye bir anıt heykel dikme girişiminde bulunurlar. O dönem Paris’in en önemli heykeltıraşlarından biri olan Isidore Bonheure ve T. Roulliard’a proje verilir. Daha çok hayvan heykelleri yapan bu sanatçılar Fransızların Almanları azgın bir boğa gibi ezip geçtiğini ima etmesi için bu Boğa Heykeli’ni yaparlar. Heykel büyük bir özgüvenle Alsas Loren’e dikildikten birkaç yıl sonra 1870 yılında Almanya tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Bismarck, Alsas Loren için Fransa’ya savaş açar. Alsas Loren’de bulunan maden yatakları onlarca yıl süren ve yüz binlerce insanın ölmesiyle devam eder. Sonuç olarak Almanlar birkaç yılda çok büyük bir ordu toplayıp Fransa’nın üstüne gider ve Alsas Loren’i de topraklarına katar. Fransa’nın Almanları korkutması amacıyla dikilen Boğa Heykeli’ni Almanlar ganimet olarak alıp başkentlerine götürürler. Yaklaşık kırk yıl Almanya’da kalan heykel nereleri süsledi, nerelerde o kızgın bakışlarını etrafa savurdu şu an için bir bilgimiz yok ancak II. Abdülhamit ile başlayan ve İttihat ve Terakki Partisi’nin başa geçmesi ile güçlenen Osmanlı-Alman ilişkileri sırasında Alman İmparatoru II. Wilhelm tarafından heykel İttihat ve Terakki Partisi’nin başındaki Enver Paşa’ya hediye edilir. Heykel böylece İstanbul’a getirilerek Enver Paşa’nın sarayının bahçesine yerleştirilir. I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı-Alman birliğinin timsaline dönüşen Boğa Heykeli savaş sonunda yenilgimizle ve Enver Paşa’nın yurt dışına çıkması ile unutulur. 1953 yılında Hilton Oteli’nin yapılmasıyla heykel, duvarlar ardındaki saraylardan çıkarılıp Hilton Oteli’nin bahçesine konur.

Burada da çok uzun durmaz veya durdurulmaz. Harbiye’deki Lütfi Kırdar Spor Salonu önüne, çevresine ve kendine umarsız bir vaziyette konur. Kamu ile de ilk karılaşması ve yoğun ilgi görmesi de bu zamana rastlar. Anlaşılan o ki burada da yeri beğenilmez, Taksim Gezi Parkı’na yerleştirilir. Artık bir orda bir buradadır. 1969 yılında Taksim Gezi Parkı’ndan alınarak Kadıköy’e getirilir. Beşiktaş İskelesi’nin arkasındaki eski kaymakamlık binasının önüne yerleştirilir ama o da olmaz. 1987 (ne yazık ki kaynaklarda bu bile net değildir, tarih bazılarında 1976 bazılarında 1990 olarak da geçmektedir) yılında nihayet gerçek yerini bulur; Kadıköy Altıyol. Alsas Loren’den başlayan şanlı şerefli tarihi unutulmuş, belli bir yeri yurdu olmayan, birkaç senede bir taşınan, fotoğraflarının çekildiği, üzerine binme girişimlerinin yaşandığı, üzerinin kazınmaya çalışıldığı, yazıların yazıldığı eğlencelik bir heykel haline dönüştürülür. Halbuki aynı dökümhaneden çıkmış ve heykeltıraşı Thiebaut tarafından yapılan Emirgan’daki Sakıp Sabancı’ya ait Atlı Köşk’ün atı ise halinden çok memnun Picassoları Dalileri karşılamaktadır. Boğa Heykeli’nin bir diğer kardeşi ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin önünde bulunan Aslan Heykeli’dir.

Bugün Kadıköy’ün kalabalığının içinde artık görülemeyecek bir hal alan Boğa heykeli, estetik güzelliğinden bahsedilmeyi bırakın yön gösterme aracına dönmüştür. Boğa Heykeli’nden sağa veya sola terimleri Kadıköy Altıyol’da çokça duyabileceğiniz bir cümledir artık. Alsas Loren’in o ürkütücü canavarı artık yaşlanmış, köklerinden uzaklaştırılmış ama hala eski estetiğini üzerinde barındıran bir heykel olarak hala başını eğip çevresine selam veriyor.
 
 
 
3月23日

BEGGIN'

Frankie VALLİ and The Four Season'un ünlü şarkıları BEGGIN
The Saturday's tarafından coverlanmış çokda güzel olmuş
Adidas Reklamından hatırlayacaksınız...

işte Adidas reklamı

 

işte bu da cover (gerçekten izlemeye ve dinlemeye değer)

 
3月9日

Yaşamın En Önemli Kuralı Tekrar Ayağa Kalkmak(mutlaka izleyin)

 
Are You Going to Finish Strong - video powered by Metacafe
2月16日

Varmısın Yokmusun'da CMYLMZ

Çok uzun süredir burasıyla ilgilenemiyorum,nedense(!)
Fakat bu gün youtube'da CMYLMZ'ın dünkü performansını (ingilizce fıkra) bulunca paylaşmak istedim...
buyrun
 
 
 
 
                                                                    
 
 
 
 
 
gülmekten karnım ağrıdı  (gerçekten)
12月16日

KİM DEMİŞ TARİH SIKICIDIR DİYE

KİM DEMİŞ TARİH SIKICIDIR DİYE

 




Kim demiş tarih sıkıcıdır diye...


Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz
gibi değilse eskiden İngiltere'de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün,
1500'lerde İngiltere'de işler şöyle yapılıyordu:

İnsanların çoğu Haziran'da evleniyordu Çünkü senelik banyolarını Mayıs
ayında yapıyorlar, Haziran'da hala çok kötü kokmuyorlardı . Ama yine de
kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak
amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.

Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu.
Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları
ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak
ta bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale
geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü.
İngilizce'deki 'banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın'
(Don't throw the baby out with the bathwater) deyimi buradan gelmektedir.

Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında
tahta bulunmuyordu. Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu
için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler)
çatıda yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen
hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizce'deki 'kedi-köpek
yağıyor' (It's raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.

Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu.
Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir
sıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan
İngiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.

Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeyden
yapılmıştı. Toprak kadar fakir (dirt poor) tabiri buradan çıkmıştır.
Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kışın ıslandığı
zaman kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için yere saman (thresh)
seriyorlardı. Kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman
geliyordu ki kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak
üzere kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı 'thresh
hold' (saman tutan; Türkçesi eşik idi.

Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir
kazanın içinde yapılıyordu. Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler
ilave ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu. Akşam
yahni yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek
ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu yahni çok
uzun süre kazanda kalıyordu. '

Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük'
(peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the pot nine days old)
tekerlemesinin menşei budur. Bazendomuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardı .
Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı. Birisinin
eve domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek
misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı. Buna 'yağ çiğnemek' (chew the fat)
adı veriliyordu.

Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu.
Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep
oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu. Domatesler
buna sık sık sebep olduğu için bunda sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca
domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü.

Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun
yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı . Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten
yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman
kullanılabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve
küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların
ağızlarında 'tabak ağzı' (trench mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu.
Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta
kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı.

Bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullanılıyordu. Bu bileşim
insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen
insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık yapıyordu. Bunlar
birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne yatırılıyor¸ aile etrafına
toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına bakıyordu. Buna 'uyanma' nöbeti
deniyordu.

İngiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer
bulamamaya başlamıştı. Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor,
kemikleri bir 'kemik evi'ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı .
Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri
olduğu görüldü. Böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı. Buna
çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan
dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar. Bir kişi bütün gece boyu
mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlık nöbeti 'graveyard shift')
denirdi. Bazıları zil sayesinde kurtulur ('saved by the bell') bazıları
da 'ölü zilci' (dead ringer) olurdu.

Gerçekler bunlar

Kim demiş tarih sıkıcıdır diye


Ortaçağda Avrupa'daki rahibelerin yüz ve ellerinden başka yerlerini yıkamaları
kesin olarak yasaklanmıştı. Kastilya Kraliçesi İsabella bile 50 yıldan fazla
süren hayatı boyunca iki kez banyo yapmıştı. Kirlilik adeti Amerika'ya da bulaşmış
Pennsylvania ve Virginia eyaletlerinde ''banyo yapmayı yasaklayan'' ya da belirli
kısıtlamalar getiren kanunlar çıkarılmıştı. Philadelphia' da ise kanunla
bir ay içinde birden fazla banyo yapan insanlar cezaevine gönderiliyordu.
Tuvaletle henüz tanışmayan Avrupa'da lazımlıkları sokaklaraboşaltma adeti
17. yüzyıla kadar sürdü. Fransa krallarından 14. Louis, gününün belli bir zamanını
lazımlığında oturarak geçirir, devlet işlerini de buradan yürütürdü.
1600'lerde İstanbul'a gelen İngiliz büyükelçiler, lazımlık kullanma
ve bunu da pencereden boşaltma adetleri yüzünden şehirden uzak olan
Tarabya'yaki bir konağa gönderilmişti. 19. yüzyıla gelindiğinde, kesin olarak
tuvalet kullanma sözü vermeleri üzerine Taksim'e taşınmalarına izin verilmişti...

 

K A Y N A K : http://www.gelenkutum.com/2008/12/kim-demis-tarih-sikicidir-diye.html

11月6日

PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI

Geleceği Gösteren Harita

 

\


BİLİNMEYENİ VE GELECEĞİ GÖSTEREN HARİTA

İnsanoğlu her ne kadar uzay keşfine çıksa da, henüz dünyada izah edemediği, keşfedemediği o kadar çok şey var ki. Bırakın dünyayı, insanoğlu henüz bedenindeki sırları bile tam olarak izah edebilmiş değil.

Bilim adamlarının açıklayamadığı birçok gerçek var. Yaratılış, ölüm, rüya, cin, nazar gibi konuların yanında bundan binlerce yıl öncesine ait bazı nesnelerin üzerindeki esrar perdesi bile hala kaldırılabilmiş değil. Bunlardan biri de Ünlü Türk denizcisi Piri Reis’in haritasıdır.

\


Bu harita için; "geleceği gören harita" tanımını yapabiliriz. Ünlü Türk denizci Piri Reis'in 1513'te çizdiği harita, Afrika, Amerika ve Güney Kutbu'nun bugünkü halini gerçeğe yakın bir şekilde göstermektedir.

Bu harita, ortaya çıkarıldığı 1929 yılından günümüze bilim dünyasının ilgisini çekmektedir. Öyle ki; haritada Güney Kutbu'na yer verilmişti. Hâlbuki buranın keşfi, haritanın çizilmesinden 3 asır sonra gerçekleşmişti. Dahası, bu harita, kıtanın buz altında kalmış sahil kesimlerini de gösteriyordu. Haritanın çizilmesinden tam 6 bin yıl önce eridiği tespit edilen bu buzulların varlığını Piri Reis nerden biliyordu? Bilimsel gerçeklere göre Reis’in bu haritayı çizmesi mümkün görünmüyordu. Piri Peki nasıl olmuştu da çizebilmişti? Bu konuda birçok teori ortaya atıldı. Hatta Piri Reis’in cinlerden yardım aldığını iddia edenler bile oldu. Sırrı ne idi acaba? Piri Reis nasıl bir gizli ilme sahipti?

\


Önce Piri Reis’le ilgili kayda geçen bilgileri gözden geçirelim.

Tarihi kaynaklara göre Piri Reis, 1465’te doğdu. Kimine göre doğum yeri Karaman, kimine göre Gelibolu’dur. Bu konuda kesin bir bilgi yok. Ancak kesin olan bir şey var ki Piri Reis’in aile kökeni Karaman’a dayanmaktadır. Türk denizcilik tarihinin ilk ustalarından Karamanlı Kemal Reis'in yeğenidir. Piri Reis önce bu meşhur amcası sayesinde tanınır. Ancak daha sonra Amerika'yı gösteren dünya haritaları ve Kitab-ı Bahriye adlı denizcilik kitabıyla şöhreti amcasını geçer ve dünyaca tanınmış bir haritacı ve denizci olur.

En ünlü Osmanlı denizcisi ve kaptanı olarak tarihe geçen Piri Reis’in gerçek ismi Muhiddin’dir.

Piri Reis’in Karaman’dan dünya denizlerine uzanan hikayesi Fatih Sultan Mehmet zamanında başlar. Bu dönemde Karamanoğulları Beyliği Osmanlı İmparatorluğu sınırlarına katılır. Beyliğin ileri gelenleri Fatih Sultan Mehmet'in emriyle İstanbul'a göç ettirilir. Aile İstanbul’dan Gelibolu'ya geçerek oraya yerleşir.

\


Karaman derelerinde başlayan yolculuk artık Akdeniz’de devam etmektedir. Piri Reis amcası Kemal Reis’in sayesinde gemi ve denizle tanışır. Ondan denizciliği öğrenir. 1481’de amcası ile Akdeniz'de korsanlık yapmaya başlar. 1491’den sonra Sicilya, Sardunya, Korsika adalarına ve Güney Fransa kıyılarına yapılan akınlarda başı çekerler.

1486 tarihinde Endülüs Emevi Devleti’nin son toprakları da Avrupalılar tarafından ele geçirildiğinde İspanya Müslümanları Osmanlı Devleti'nden yardım isterler. Osmanlı Devleti onları gemilerle Granadalı Müslümanları İspanya'dan Kuzey Afrika'ya taşımakla görevlendirir. 1487 - 1493 yılları arasında Avrupa’nın baskısından kaçan Müslümanları gemilerle Kuzey Afrika’ya taşırlar.

Piri Reis, Akdeniz'de yaptığı bu seyirler sırasında gördüğü yerleri ve başından geçenleri, sürekli not alır. Bu notlarını Kitab-ı Bahriye adı altında toplar. Bu notlar dünya denizciliğinin ilk kılavuz kitabı olma özelliğini taşıyan bir kitap haline dönüşür.

\


Piri Reis 1511’de çok sevdiği amcasını kaybeder. Denize küser. Uzun bir süre açık denizlere açılmaz ve Gelibolu'ya yerleşerek burada, 1513 tarihli ilk meşhur dünya haritasını çizer.

Piri Reis, Yavuz Sultan Selim’in işareti üzre, 1517'deki Mısır seferi ile tekrar denizlere döner. Çizdiği haritayı da sefer sonrası Yavuz Sultan Selim'e sunar.

Rivayetlere göre, Sultan kendisine hediye edilen bu dünya haritasına bakmış ve 'Dünya ne kadar küçük...' demiştir.

Yine tarihçilere göre Sultan bu haritayı doğu ve batı diye ikiye bölmüş. Vezirlerine bu parçaları göstererek 'Biz bu küçük dünyanın doğu tarafını elimizde tutacağız.' demiştir... Bu haritanın doğu parçası henüz bulunabilmiş değil. Kimi tarihçilere göre Sultan, Hint Okyanusu'nun ve Baharat yolunun kontrolünü ele geçirmek için tasarladığı seferde kullanılmak üzere bu parçayı saklamıştır.

Piri Reis Haritası, Amerika kıtasını gösteren en eski haritalardan biri olarak dünyaca ilgi görmüştür. Erich von Daniken bile “Tanrıların Arabaları" adlı kitabında, Piri Reis’in haritasını, görüşlerine kaynak olarak gösterir. Batılı düşünür Charles Hapgood, Piri Reis'in kullandığı haritanın, dünyanın on bin yıl önceki bir dönemine göre çizildiğini öne sürmüştür. Antarktika olarak yorumladığı kara parçasının haritada buzlu görünmemesini ve Sahra çölünde de göllerin görünmesini, binlerce yıl önceki iklim değişikliği ile izah eder.

\


Mısır seferi sonrası Gelibolu'ya dönen Piri Reis, yazdığı denizcilik notlarını, 1521'de, Kitab-ı Bahriye isimli meşhur kitabında bir araya getirir.

Kitab-ı Bahriye, Akdeniz kıyılarına ait ayrıntılı bir deniz kılavuzudur. Kitap, denizcilere Akdeniz hakkında tafsilatlı bilgi verir. Kıyılar, adalar, geçitler, boğazlar, körfezler, fırtına ve korunma yolları, sığınılacak limanlar, kesin rotalar ve daha bir çok konuda denizcilere rehber olur. Bu eser; Anadolu sahillerinin özelliklerine, asırlar öncesinden adım adım ışık tutan değerli bir coğrafya kitabı olarak bugün dahi geçerliliğini korumaktadır.

Kitabın suretleri İstanbul'da Topkapı Sarayı'nda mevcut olduğu gibi, kopyaları Paris ve Londra gibi çeşitli Avrupa kenti kütüphanelerinde sergilenmektedir.

Mısır seferi sonrası yıldızı daha da parlayan Piri Reis, Kanuni Sultan Süleyman dönemindeki ikinci Mısır seferinde ise büyük bir talihsizlik ile karşı karşıya kalır. 1552'de çıktığı ikinci Mısır seferinin sonunda hapsedilir. Komutasındaki donanmayı emir ve izin dışı, Basra'da bırakıp, ganimet yüklü üç gemi ile Mısır'a dönmekle suçlanır. Halbuki askerlerinin istirahatı, donanmanın bakım ve tamiri gerektiği için böyle bir karar almıştır. Ne hazindir ki; politik hırs ve çatışmalara kurban gider.

1554'te, Mısır Beylerbeyi Mehmet Paşa tarafından, hizmette kusur ettiği gerekçesiyle Kahire'de idam edilir. İdam sehpasında, ömrünün çoğunu geçirdiği denize doğru son kez bakar. O sırada yaşı 80’dir.

Geride dünya harikası sayılabilecek iki dünya haritası ve çağdaş denizciliğin ilk önemli yapıtlarından olan Kitab-ı Bahriye isimli değerli eserini bırakır.

\


Bilim çevrelerince hayret uyandıran eserlerinin sırrı şudur: Piri Reis iyi bir gözlemci ve araştırmacıdır. Gezip gördüklerini not almış, tutsak ettiği İspanyol ve Portekizli denizcilerin bilgilerine başvurmuş, ele geçirdiği tarihi harita ve broşürleri kayda geçmiştir. Bunların arasında Büyük İskender zamanına ait olduğu düşünülen haritalar, Ceneviz kaynaklı haritalar ve Kristof Kolomb’un haritaları da vardır. Kitabı ve haritaları bu birikim gözlemlerinin sonucunda ortaya çıkmıştır.

Bu eserler aynı zamanda titiz bir denizcilik istihbarat çalışmasının ürünüdür.

PİRİ REİS’in, Uğruna savaştığı engin denizlerin derinliklerinde, yosunların örttüğü, deniz yıldızlarının süslediği, sadece balıkların bildiği, silinmeyen imzasının anısına…

 

K A Y N A K : http://www.hafif.org/yazi/gelecegi-gosteren-harita

 

İki Yahudi arkadaş, piyasayı araştırmışlar ve o sene haki renkteki kumaşın moda olacağını öğrenmişlerdi. Bütün varlıklarını paraya çevirdiler.Piyasadaki bütün haki kumaşları satın aldılar. Depoları bu renkteki kumaşlarla doldu ancak kimsenin bu kumaşlara talip olmadığı görüldü.

İki kafadar artık iflasın eşiğine gelmişlerdi. Moiz ve Aron dertli dertli oturuyorlardı. Artık bıçağın kemiğe dayandığı bir gün kapı çalındı ve içeriye bir albay girdi: "Siz de dedi haki renkte kumaş var mı?"

Kulaklarına inanamadılar. Hemen atıldılar: "Evet albayım var, gösterelim" dediler. Albay, dikkatle kumaşları inceledi. "Çok beğendim", dedi. "Bu sene askerlere 200.000, subaylara 50.000 adet haki renkte elbise yaptıracağız. Ancak tabii ki benim tek başıma beğenmem yetmez. Generalimin de oluru lazım. Bana bir parça numune verin. Yarın öğlen 12'ye kadar telgraf çekersem iptal ederim. Eğer telgraf gelmezse kumaşları kesip imalata başlayabilirsiniz."

O gece bitmek bilmedi. Kimi zaman ümitlendiler, kimi zaman "ya iptal olursa" diye düşündüler. Ertesi gün saat 11, 11.30, 11.45, gözleri yolda, korku ile postacıyı beklediler. Gelmesin diye dua ederek. 12'ye 5 kala postacı sokağın köşesinden gözüktü. "Belki bize gelmiyordur" diye ümitlendiler. Ancak postacı gelip kapılarını çaldı.

Moiz, büyük bir kederle koltuğa çöktü. Aron da çaresiz kapıyı açtı. Postacının elinde bir telgraf vardı. Aron titreyen elleri ile telgrafi açtı, okudu ve sevinçle seslendi: "Müjde Moiz, baban ölmüş!.."

 

K A Y N A K : http://okubeni.com/kuma_ci_yahudiler

 
 
9月30日

ŞEKER BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

 
 
vladstudio_rainbows_1024x768
 
 
 
 
 
ŞEKER BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
9月18日

CAM NEDİR NASIL ÜRETİLİR

CAM NASIL ÜRETİLİR?


Cam yapımının ilk basamağı doğru maddelerin uygun oranda bir araya getirilmesidir. Günlük hayatımızda karşımıza çıkan ve camın hammaddesini oluşturan maddeler, kum, soda ve kireçtir. Kum, cam yapımında ana malzemedir. Soda, düşük sıcaklıkta akıcı hale gelmesini sağlar. Kireçse, kimyasal etkilere dayanıklılığını artırır. Bir araya getirilen bu maddeler 1500C'deki fırınlarda eritme işlemine tabi tutulur.

İnsanoğlu volkanik cam veya obsidyen diye anılan doğal camı çok eski zamanlarda keşfetmiş ve bu doğal madeni işleyerek, bıçak, ok ucu, silah süsleme aracı ve mücevher olarak kullanmıştır.

Suni camın ilk olarak nasıl üretildiğine dair hiçbir kanıt olmamasına rağmen, Romalı bir tarihçi olan Pliny, camı ilk olarak Finikeli denizcilerin bulduğuna işaret eder. Hikayeye göre denizciler, Suriye'nin Prolemais bölgesindeki sahilde bir kamp kurarlar ve ateş yakarak kaplarını, aynı zamanda yükleri olan soda blokları üzerine koyarlar. Ertesi gün uyandıklarında, ateşin sıcaklığından dolayı kum ve sodanın camı oluşturduğunu görürler.

Camın ilk olarak Mısırlılar ve Finikeliler tarafından İ.Ö. 2. yüzyılda üretildiği söylense de, Mezopotamya'da bulunan ilk cam örneklerinin tarihi, İ.Ö. 3. yüzyıla dayanmaktadır. Cam eski zamanlarda çoğu kez kralların himayesinde ve krala bağlı olarak faaliyet gösteren atölyelerde veya zengin müşterilerin gereksinimlerini karşılamak amacıyla üretilmiştir. Bununla beraber, ilk günden beri değerli taşlara ve insan eliyle yapılmış madeni eşyalara alternatif olarak üretilmiş ve kullanılmıştır. Roma Dönemi'nden itibaren, hemen hemen tüm cam eşyaların üretiminde taş, maden ve seramik eşyalar taklit edilmiştir.

M.Ö 12000 ile M.Ö 4000 yılları arasında cam ilk kez dekoratif küçük boncuklar olarak kullanılıyordu. Doğu Akdeniz bölgesindeki ilk cam bulgularına, Antalya'nın Kaş ilçesi yakınlarında, İ.Ö. 2000 yılı civarında, bir ticaret gemisinin kargo bölümünde rastlanıyor.

M.Ö. 2500 yıllarında kullanım amaçlı cam objeler yapıldığını görüyoruz. M.Ö 1000 yıllarında ise Mısırlılar camı oldukça zaman alıcı ve zor bir işlemden geçirerek elde etmeye başlıyorlar. Bu yüzden de cam kıymetli eşya olarak görülüyor. M.Ö. 300 ve M.Ö 20 yıllarına gelindiğinde, bugün "Cam Üfleme Tekniği" dediğimiz teknik, Suriyeli cam ustaları tarafından kullanılmaya başlanıyor. 7. yüzyıldan itibaren Mısır'ın İskenderiye şehri cam yapım merkezi haline geliyor. Türklerde cam sanatı Selçuklularla beraber başlıyor ve İstanbul'un alınışından sonra Osmanlı döneminde gelişiyor. İstanbul ve çevresinde birçok cam atölyesi kuruluyor. 14. yüzyılın başlarında Çubuklu yakınlarında kurulan Kristal Cam imalathanesinde Çeşm-i Bülbül adı verilen bir cam çeşidi yapılmaya başlanıyor. 20. yüzyıla gelinceye kadar cam yapımında seri üretime geçilemiyor. Türkiye'de çağdaş anlamda ilk cam fabrikası 1934 yılında Paşabahçe'de kuruluyor.

Cam yapımında bilinen en eski teknik iç kalıplama tekniğidir. Metal bir çubuğun ucundaki şekil verilmemiş kil kalıbın üzerine cam dökülüp yavaş yavaş soğutularak elde ediliyor, soğuma işleminden sonra kalıp çıkarılıyordu.
Kalıba döküm tekniğinde, önceden hazırlanmış kalıpların içine ya da dış kalıp üzerine camın dökülerek şekillendirilmesidir.
Üfleme tekniğinde, ortası boş, "pipo" adı verilen üfleme çubuklarıyla cama şekil veriliyordu. Eriyik sıvı halden katı hale kısa sürede geçeceği için piponun ucundaki cam, yine piponun yardımıyla avuç içinde hızlı bir şekilde döndürülerek şekillendirilmeye çalışılıyor. Yavaş yavaş pipo üflenerek cama şekil vermeye başlanıyor. Sap, kulp ve ayak gibi ekler yapılacaksa bu formu verecek olan parça eritilerek yapıştırılıp makasla kesiliyor. Aniden donup kırılmaması için soğutucu fırınlarına alınıyor. Bu teknik Suriyeli ustalar tarafından kullanılmaya başlanan ve günümüze kadar gelen bir tekniktir.

Kalıba üfleme tekniğinde ise cam üfleme tekniğinin keşfinden sonra kil, ahşap ya da metal kalıpların içine üfleme yapılarak kalıbın şeklini almasıyla elde ediliyordu. Böylece aynı formda objeler yapmak mümkün olmuştu.

K A Y N A K : http://gelenkutum.com/2008/09/cam-nasil-uretilir.html

8月24日

Türkiye'nin en ilginç ilanı

 

4782953_6921_3b1n756

 

27-01-2007 Tarihinde alınmış dolayısıyla hala garantili (BAŞARI'dan), bi işe yarar bir telefon ya da PDA olmadığı için hiç kullanılmamış denebilir BENQ P50 telefonumu bütün vereceğim bilgilere rağmen hala alacak birisi varsa satmak istiyorum. Telefonun özellikleri şunlardır :

 

1-Kendisi bir PDA olup telefon özelliği sonradan monte edilmiş gibi davranan ve sizi arayanların size nadiren ulaşabilecekleri bir telefon hizmeti vermektedir. Telefonunuz açıkken kendi numaranızı ararsanız telefonun çalma ihtimali %'dir. Bu sebeple Cep telefonlu yaş bıkan arkadaşlar için tercih sebebi olabilecek bir kalitededir denilebilir.

2-Üzerinde bataryası olmasına rağmen aslında kendisi elektrikle çalışmaktadır. Konuşma halinde şarj süresi 30 dakika stand-by süresi de 12 saat civarındadır. Wireless açıkken şarj süresi 15 dakikadır. Ben şahsen bir mobil telefondan çok ev telefonu ya da bilgisayara bağlı skype telefonu olarak kullanacaklara tavsiye etmekteyim. Evden ev telefonu işten iş telefonu reklamını beğenen arkadaşlara şiddetle tavsiye edebileceğim eşsiz bir telefondur.

3-Tuş kilidi mevcut olmamasına rağmen cebinizdeyken yanlışlıkla kimseyi arama özelliği yoktur. Çünkü bırakın istemeden istesenizde arama özelliği kısıtlı bir telefondur. Cep telefonu faturası yüksek gelen, bir türlü cep telefonu konuşmalarını kısıtlayamıyorum diyen arkadaşlara şiddetle tavsiye ederim.

4-İki Kademeli bir batarya seviyesine sahip olup, birinci kademe kullanım için olup ikinci kademe sabit hafıza bilgileri içindir. Bütün şarjı iki kademeyi de bitirirseniz ya da sim kartınızı değiştirmek için bataryayı çıkarırsanız telefon kendini resetlemekte telefonu tekrar açtığınızda telefon ilk aldığınız hale gelmektedir. Bu cihazda yüklü işletim sistemi olan Microsoft Windows Pocket PC 2003 Phone edition'ın bir özelliğidir. Windows Mobile 5.0 da busorun giderilmiştir. Ama bu telefona Windows Mobile 5.0 yüklenemez. Ne kadar kullansamda telefonum hep yeni aldığım gibi kalsın diyen kullanıcılara şiddetle tavsiye ederim.

5-Yolda yürürken, diğer elinizde bir şey varken acilen birini aramak isterseniz buna müsade etmemektedir. "Elindeki işi bitirmeden diğerine başlama" prensıbıne sahip kullanıcılara şiddetle tavsiye ederim.

6-Deri kılıfıyla kemerinize taktığınızda belinizde bir 7.65 silah gibi görünecek kadar büyük olup, silah heveslisi kullanıcılara şiddetle tavsiye edilir.

7-Yolda birileri sizi çevirip telefon numaralarını size kaydettiriyorsa ve siz bundan bıktıysanız. Sizin için de biçilmiş kaftandır P50. Çünkü telefona kaydettiğiniz (ki o kadar yetenekli olmak herkesin harcı değildir.) numaralar en geç 2 gün içinde bir şekilde telefonunuzdan silinmektedir.

8-Komşunun şifre koymadığı internetini kullanmak isteyen arkadaşlar için uygun bir cihazdır.

9-Burger King'de hamburgerinizi yerken internete bağlanabilirsiniz. Ama hamburgeriniz bitmeden şarjı biteceği için Buger King'lerde zaman öldürmezseniz.

10-Çocuklarının internet başında çok zaman harcadığını düşünen veliler için mükemmel bir cihazdır. Kimse bu cihazın başında yarım saatten fazla zaman geçiremez. Çünkü ya cihazın şarjı biter ya da sizin tahammülünüz. Bu sebeple iki kademeli koruma sağlayan güvenli bir PC'dir.

11-Bilgisayara yüklenen programların benzerlerinin yaklaşık ` ı bu cihaza da yüklenebilir.

12-Skype telefonu olarak kullanılabilir.

13-Pek mümkün olmamakla beraber eğer bir yolunu bulup birini arayabilirseniz ya da biri bir şekilde bu telefondan size ulaşabilrse telefonun görüşme kalitesi çızırtılı olup, seni duyamıyorum ne diyosun deyip muhtelif sesler çıkararak görüşmeyi bitirmek için sıkıntı çeken arkadaşlara şiddetle tavsiye edilir.

14-1.3 megapiksel kamerasıyla çektiğiniz resimlere baktığınızda "Yahu burda ben neyi çekmiştim. Bu ne ki diye sorarbilirsiz. Eğer siz de hitabeti seven sözlü konuşmaya görüntüden çok önem verenlerdenseniz bu telefonla çektiğiniz görüntüleri başkalarına gösterirken görüntünün aslında ne çok şeyler içerdiğini uzun uzadıya anlatabilirsiniz. Soyut resimlerden hoşlanan arkadaşlara şiddetle tavsiye edilir.

15-Bu cihaz hakikaten satılıktır.

16-Benim cihaz hakkında bütün özelliklerini sayıp dökmem birilerine sanki çok iyi bir cihazmış gibi satmamaya çalışmam tamamen üreticisinden daha dürüst olmamla alakalıdır.

17-1GB'lık hafıza kartı da hediyemdir. Teselli hediyesi denebilir.

18-Son olarak eğer böyle bir telefon edinirseniz sadece 1 aylık düzenli kullanım sonucunda en az benim kadar güzel cümleler kurabilir, hayata çok farklı pencerelerden bakmayı öğrenir hatta kullanım süresinin uzaması halinde filozof bile olabilirsiniz.

Bu hayata farklı gözlerle bakabilme becerisi sizin zaten sahip olduğunuz bir çok problemle nasıl yaşayacağınızı da öğretir.

Yani bu telefonu kullanırken mutlu olmasanız bile bu telefon dışında hayatınızın her alanında mutluluğu yakalayabilirsiniz.

Mutluluk da hiç bu fiyata satılmamıştı. :))

 

İlanın orjinali için : http://www.sahibinden.com/sahibine_fayda_saglamayan_benq_p50_satilikWQQaXQQ4782953WQQpXQQdisplayitem?keyword=cep

8月16日

CD VE DVD TARİHİ

CD VE DVD'NİN TARİHİ



Televizyonun mucidi aynı zamanda ilk video kaydedicinin de mucididir: 1826?da John Logie Baird gramafonla aynı ilkeyi kullanarak 25 cm. çapındaki balmumu bir diskin üzerine görüntü kaydedebilen bir aygıtın patentini aldı? Philips Electronics firması Philips Lazervision ile diskin üzerine görüntü kaydetme fikrini 46 yıl sonra yeniden icat etti; 1972?de tanıtımını yaptıkları bu aygıt ABD'de 1980?de, Avrupa'da 1982?de piyasaya sürüldü. Ayrıca Philips ile Sony firmalarının ortak olarak CD'yi piyasaya sürdükleri tarihtir. (1982)
Lazer okuyuculu videodisk ve CD, James T. Russell'ın icadı olan optik diskten türemiştir. Russell, vinil plakların pikap iğnesi yüzünden aşınıp yıpranmasından bıkmış ve 1965?te bilgiyi lazerle okunacak şekilde bir disk üzerine kaydetme fikrinin patentini almıştı. Philips firması, Russell'ın fikrini video görüntülerini kaydedecek şekilde genişletti ve 1969?da Klaas Compaan ve Piet Kramer, video uzunçalarını geliştirdi: 30 cm'lik video diskin ilk tanıtımı 1972?de yapıldı ve 1980?de Lazervision adıyla piyasaya sürüldü. Bu arada, 1975?te Philips'in ses üzerine sürdürülen AR-GE çalışmalarını yürüten mühendislerden Lou Ottens, sesi küçük bir optik disk üzerine kaydetmek için çalışmalar yapıyordu: Sony ile ortak geliştirme çalışmasından sonra, 1982?de yaygın olarak kullanılan 4,8 inçlik (12 cm) kompakt diskler piyasaya çıktı; bu buluş daha sonra da CD-ROM olarak bilgisayarlara uyarlandı.

Baird'in diski ile Philips'in Lazervision'ı zamanlarının ötesindeydi. Doğru düşünülmüş icatlardı ama kullanılmaları pek mümkün değildi. Bununla birlikte, disklerdeki ve lazer teknolojilerindeki ilerlemeler 1990?larda Philips, Sony, Matsushita ve Toshiba'nın "sayısal çok yönlü disk" (DVD) i geliştirmesine öncülük etti. CD ile aynı boyuttaki DVD daha fazla bilgiyi depolayabiliyordu. Bir filmi kaliteli olarak görüntüleyebilecek kadar bilgiyi depolayabilmesi sayesinde görüntü kaydında video kasetlerin yerini aldı.

Biliyor Muydunuz?

İlk CD prototipinin boyutu, kayıt süresini 74 dakikaya çıkarmak üzere 4,6 inçten (11,5 cm) 4,8 inçe (12 cm) çıkarılmıştı; çünkü Sony'nin yönetim kurulu başkanı Akio Morita'ya göre bir CD, Beethoven'ın Dokuzuncu Senfonisi'nin sığacağı boyutta olmalıydı. Morita, Berlin Filarmoni Orkestırası'nın şefi Herbert von Karajan'ın dostuydu; Karajan'ın yönetiminde seslendirilen bu senfoninin en iyi performans olduğu genel kabul görür. Karajan'a göre CD'lerle karşılaştırıldığında "diğer herşey havacıca" gibi kalmıştı.

Arabalardaki ve portatif CD çalarlardaki sarsıntı önleme sistemi, diskçalar sarsıldığında lazer okuyucunun müziği atlamasını fiziksel olarak önlemez. Bunun yerine, çalan müzik ile lazerin okuması arasında bir gecikme olur, yani makine sarsıldığında en son nereyi okuduğunu hatırlayarak oradan okumaya devam eder. Philips, CD aygıttan çıkarıldığında bile belirli bir süre müziği çalmayı sürdüren bid diskçalarla bu özelliğin tanıtımını yaptı.

Bir milyon satış rakamına ulaşan ilk CD, Dire Straits'in Brother's in Arms adlı albümüdür. (1986)

CD 25 yaşında

Başta hayli pahalı olan CD'lerin okuyucuları bugünün parasıyla 2 bin 800 YTL'ydi.
Philips'in 17 Ağustos 1982'de ürettiği ilk CD, müzik endüstrisinde kimsenin tahmin etmediği bir devrim yarattı. Plağı, kasedi silip bilgi işleme de sızan 'teker'den 25 yılda 200 milyar satıldı
Müzik endüstrisinde devrim yaratan ve daha sonra diğer alanlarda da kullanılmaya başlanan CD (compact disc) 25 yaşında. Merkezi Hollanda'da bulunan Philips'in Almanya'nın Hannover kentindeki fabrikasında 17 Ağustos 1982'de ürettiği ilk CD'nin geliştirilmesine katkıda bulunan mühendislerden Piet Kramer, "70'lerin sonu ve 80'lerin başında, bir gün eğlence ve bilgi işlem teknolojisinin, film ve program depolamak için dijital diskleri tercih edeceğini hiçbirimiz düşünmemiştik" diye anlatıyor.
CD, 90'lardan itibaren müzik endüstrisinde plak ve kasedin yerini aldı, bilgi işlem alanına girdi. CD-ROM ve DVD üretildi. 25 yılda yaklaşık 200 milyar CD satıldı.
CD olarak piyasaya çıkan ilk albüm, İsveçli grup ABBA'nın 'The Visitors'ı oldu. 1985'te İngiliz rock grubu Dire Straits'in, dijital kaydedilen ilk albüm olan 'Brothers In Arms'ı, 1 milyondan fazla sattı ve CD'nin müziğin geleceğindeki yeri de sağlamlaşmış oldu.
Önce klasik müzikçiler
İlk günlerde Philips fabrikalarında saatte 200 CD üretiliyordu ve bunların çok büyük kısmı klasik müzik CD'siydi. Philips'e göre ses kalitesi çok üst seviyede olan CD'lere klasik müzik dinleyicileri, başlarda pop ve rock sevenlere oranla çok daha fazla ilgi gösterdi.
İlk zamanlar plağa göre çok daha pahalı olan CD'lerin okuyucularının da fiyatı hayli yüksekti. İlk CD çalarlar bugünün parasıyla 1500 avroydu (2 bin 800 YTL).
Polygram şirketinin CD geliştirme ekibinde yer alan Frank van den Berg de, CD'lerdeki ses kalitesinin, plakların ses kalitesiyle kıyaslanamayacağını tekrar hatırlatıyor. Van den Berg, "Polygram için yapılan ilk kayıtlardan biri Şilili piyanist Claudio Arrau'nunkiydi. CD'de Arrau'nun çalarken nefes nefese kaldığı ve arada homurdandığı ortaya çıktı. Plaklarda bu sesleri duymazsınız. CD'lerdeyse ses çok temiz" diyor.

 

K A Y N A K : http://www.gelenkutum.com/2008/01/cd-ve-dvdnin-tarihi-hakkinda.html

8月15日

Virüsler vs.

VIRUS, MALWARE, SPYWARE, ADWARE NEDİR ?




Adware nedir?

Kendi yazdığı programı satmak yerine, belirli firmalar tarafından sağlanan reklamları programın içine gömerek kullanıcıya sunan programların genel adı "adware" dır. Bu programların en belirgin özelliği ücretsiz olarak dağıtılması ve programı yazanın kazancını sizin bilgisayarınızda bu reklamları göstermesi ve sizin de gördüğünüz reklamları tıklamanızdan sağlamasıdır.


Spyware nedir?

Adware' den farklı olarak, kullanıcının bilgisayarında hem belirli firmaların reklâmlarını görüntüleyip hem de bir iz kontrol mekanizması oluşturan programlara "Spyware" denir. Adware' den en belirgin farkı sizin bilgisayarınızda ne yaptığınızı ve bir kısım kişisel bilgilerinizi (hangi sitelere giriyorsunuz, ne tür içerik sizin ilginizi çekiyor, kredi kartı numaranız nedir, internet şifreleriniz nedir vs.) daha önceden belirlenmiş bir sunucuya, internete bağlandığınız zamanlarda gönderen (bir noktada sizin bilgisayarınızda ajanlık eden) programlardır.

Malware nedir?

"Malicious software" 'in kısaltılmasıdır. Virüsler, trojanlar ve istenmeyen kötü niyetli kodların genel adıdır. Truva ati olarak da bilinen virüsler bu kategoriye girerler. Bir programın eklentisi olarak gelebileceği gibi, girmiş olduğunuz enfekte olmuş bir web sitesinden de sizin bilgisayarınıza yüklenebilir

Dialer nedir?

Dialer programlar bilgisayarınızın internet bağlantı ayarlarını değiştirerek sizi ödemeli bir telefon hattına yönlendiren programlardır. Siz bu dialer programlar bulaştığı esnada her zamanki gibi internete bağlanırken eve şişik bir telefon faturası gelince şoke olursunuz, çünkü faturanız birden belki de 10 katı ile artmıştır. Bunun nedeni bu bilgisayarınıza bulaşan dialer programlar internete bağlandığınız numarayı biraz önce belirttiğimiz gibi ücretli bir yurtdışı hattı veya 900lü bir hat ile değiştirip sizi her internete girişinizde bu ücretli hatlar aracılığı ile internete bağlamıştır.

Virus nedir?

Virüsler birer programdır. Fakat kendi kendilerini kopyalarlar, bir yerden bir yere bulaşırlar. Bilgisayarınız çalıştırıldığında otomatik olarak faaliyete geçerler. Bir virüsün bir diğer dosyaya veya sürücüye geçmesi çok kolaydır. Örneğin virüslü bir disket bilgisayara takıldığında disketin içinde hangi dosyaların olduğuna bakıldığında yani "dır" yazılıp enter tuşuna basıldığında virüs anında bilgisayarınıza bulaşabilir.

Macro virüsü nedir?

Bilgisayarınızda kullanıdığınız bazı paket programların, eksik kaldığı yada ihtiyazınızı karşılayacak şekilde bu kullanılan temel programa yardımcı olarak geliştirilen programlar vardır. Bu yardımcı programın yazım dilinde temel programla aynı olur. Bunun gibi bazı paket programların "Macro" adı verilen yardımcı paketlerle yazı yazma, işlem yapma, tablo oluşturma gibi temel bazı çaılşmalar sırasında birçok işlemleri otomatik ve daha kolay yapmanızı sağlayabilir. Programların bu özelliğini kullanarak yazılan virüslere "macro virüsleri" adı verilir. Bu virüsler, sadece hangi macro dili ile yazılmışlarsa o dosyaları bozabilirler. Macro virüsleri hangi temel programa ek olarak yazılmışlarsa o programı her çalıştırmanızda aktif hale geçer ve ilgili programların kullandığı bazı tanımlama dosyalarına da bulaşmaya çalışır. Böylece o programla oluşturulan her dökümana virüs bulaşmış olur.

Trojan horses (Truva Atları) nedir?

"Truva Atı, bir program içinde gizlenen ve bilgisayarınızda gizli İşlevler yapan bir virüs programıdır.
Truva Atları genellilkle, e-postaların içine yerleştirilerek yollanır. İçine saklandığı program çalıştırılcaya kadar aktif hale geçmezler. Truva Atı aktif hale geçince, bulunduğu sistemdeki korunmasız host ve serverlar hakkındaki bilgilerin tamamını ya kendi içinde kaydetmeye başlar. Yada bu virüslerin özelliği gereği bulaştığı bilgisayarları uzaktan erişime uygun hale getirdiğinden, elde ettiği bilgileri başka bir bilgisayara internet yoluyla gönderir. Bu virüsü bilgisayarınıza yerleştiren kişi, uzaktan erişim suretiyle sizin bilgisayarınızın içine çok rahatlıkla girerek, dosyaların açarak içeriğinde değişiklik yapmak, dosya silmek, sizin dosyalarınızı kendi bilgisayarına kopyalamak, e-postalarınızı okumak, CD-ROM' u açıp-kapatmak, varsa internet bankacılığı veya kredi kartı bilgilerinizi kopyalamak gibi sizin bilgisayarınızda yapabileceğiniz bütün işlemleri yapabilmektedir. Kısacası, Truva Atı bulaşan bir bilgisayarın, biri siz diğeri de uzaktan erişim metoduyla bilgisayarınıza giren kişi olmak üzere iki kullanıcısı olur. Zekice yazılmış bir Truva Atı, kendisini asla belli etmeyeceği ve hiçbir iz bırakmayacağı için, onun nerede olduğunu bulmak gerçekten çok zordur ve profesyonellik gerektirir.

Logic Bombs (Mantık Bombası) nedir?

Mantık Bombaları, herhangi bir programın içerisine yerleştirilen virüs programlarıdır. Bazı şartların sağlanması durumunda patla yani çalışmaya başla sisteme zarar verirler. Çernobil virüsü buna çok iyi bir örnek olabilir. Bombalar, tüm dosyaları ve bilgileri silebilir veya sistemi göçertebilir.

Trap doors (Tuzak Kapanları) nedir?

"Tuzak kapısı ya da arka kapı, bir sistemin yazılımını yapan kişi tarafından, yazılımın içine gizli bir şekilde yerleştirilen bir virüs yazılımıdır. Bu programın çalıştığı bilgisayara virüsü yerleştiren kişinin, uzaktan erişim yöntemiyle sistem koruyucularını aşarak sızması mümkündür.

Exploit (Sömürmek) nedir?

İşletim Sistemleri ve bazı programların açıklarını bulup bu açıkları kötüye kullanma yöntemine "exploit" deniliyor. Exploit'ler ile sistem şifreleri görülebilir, sistemler hakkında bilgiler elde edilebilinir. Exploitler sistemin olağan olarak çalışmasına engel olurlar ve sisteme dışardan kod göndererek sistemi normal olarak çalıştığına ikna ederler ve genelde de yetkisiz erişim için kullanılmaktadır. Bu tip virüsler, bulaştıkları bilgisayarın hafızasında bulunan e-posta adreslerinin hepsine o bilgisayar üzerinden e-posta göndererek virüsün diğer bilgisayarlara da bulaşmasını sağlarlar. E-maili alan kişi, gelen mailin daha önceden haberleştiği ve tanıdığı bir kişiden geldiğini görerek maili açmakta hiç tereddüt etmez ve kendi bilgisayarına da virüsü bulaştırır. Virüs bu bilgisayar üzerinde de ayanı işlemi tekrarla yayılmaya devam eder. Bu tip virüslerin birçok kullanıcıya hitap eden serverlara bulaştığını düşünürsek, servera bağlanan her bilgisayara bu tip virüslerin bulaşması ile bir anda birçok bilgisayar zarar görmektedir.

Worms (Solucan) nedir?

Solucan da, virüs gibi, kendisini bir bilgisayardan diğerine kopyalamak için tasarlanmıştır ancak bunu otomatik olarak yapar. İlk olarak, bilgisayarda dosya veya bilgi ileten özelliklerin denetimini ele geçirir. Solucan bir kez sisteminize girdikten sonra kendi başına ilerleyebilir. Solucanların en büyük tehlikesi, kendilerini büyük sayılarda çoğaltma becerileridir. Örneğin bir solucan, e-posta adres defterinizdeki herkese kopyalarını gönderebilir ve sonra aynı şeyi onların bilgisayarları da yapabilir. Bu, domino etkisinin getirdiği yoğun ağ trafiği işyeri ağlarını ve Internet'in tümünü yavaşlatabilir. Yeni solucanlar ilk ortaya çıktıklarında çok hızlı yayılırlar. Ağları kilitlerler ve olasılıkla sizin ve başkalarının Internet'teki Web sayfalarını görüntülerken uzun süreler beklemenize yol açarlar.

Truva atı nedir?

Mitolojideki Truva atı nasıl bir armağan gibi görünüp, aslında Troya kentini ele geçirecek Yunanlı askerleri taşıyorduysa; bugünün Truva atları da yararlı yazılımlar gibi görünen bilgisayar programlarıdır, ancak güvenliğinizi tehlikeye atar ve pek çok zarara yol açarlar. Yakın geçmişteki bir Truva atı, Microsoft güvenlik güncelleştirmeleri olduğu iddia edilen eklerin bulunduğu bir e-posta görünümündeydi, ancak ekteki dosyaların virüsten koruma ve güvenlik duvarı yazılımlarını devreden çıkarmayı hedefleyen virüsler olduğu ortaya çıktı.

Kötü niyetli yazılımların genel bir listesini yaparsak:
* sisteminizden dışarı telefon çevirisi yaparlar (auto-dialer - otomatik çevirici)
* sisteminizi uzaktan yönetirler (remote control - uzaktan kumanda)
* özel bilgilerinizi toplarlar (spyware - casus yazılım)
* istenmeyen pencereler gösterirler (adware - rahatsız edici reklâm)
* hangi tuşlara bastığınızı kaydederler (keyloggers - tuş kayıtçıları)
* sisteminize sessizce girer ve tamamen ele geçirirler (rootkit)
Yukarıda saydıklarımız ve bunların dışında teknikler her geçen gün büyük bir hızla çoğalıyor ancak bir bu yazıda kötü niyetli yazılımların en yaygın iki türünü inceleyeceğiz.

Rahatsız Edici Reklâmlar (Adware)

Rahatsız edici reklâmları (adware) kısaca tanımlamak gerekirse üzerinde bulundukları bilgisayara özel reklâmlar göstermek için tasarlanmış yazılımlardır. Nedenler durumdan duruma değişebilir fakat son kullanıcının yaşadığı sıkıntılar aşağı yukarı aynıdır. Rahatsız edici reklâmlar aynı zamanda üzerinde bulundukları sistemdeki kişisel veya istatistiksel verileri sahibinin bilgisi ya da izni olmadan üçünü kişilere gönderebilirler. Bu tür yazılımlar size istemediğiniz bilgiyi göstermek aşamasından sizin izniniz olmadan kişisel bilgilerinizi başkalarına açmak konumuna geçtiklerinde kötü niyetli olarak tanımlanabilirler.

Sık karşılaşılan rahatsız edici reklâmlar:
* Masaüstü arama yardımcıları veya indirme yöneticileri
* İnternet alış-veriş veya araştırma yardımcıları
* İmzalanmamış ActiveX denetimleri veya eklentiler
* İnternet gezdikçe para ödeyen reklâm uygulamaları
* Uygulama tarafından eklenen araç çubukları
* Gerçek zamanlı hava durumu raporu sunan araçlar

Rahatsız Edici Reklâmların Etkileri
Rahatsız edici reklâmlar, bulunmaları ve temizlenmeleri sırasında kaybettirdikleri zaman nedeniyle ve tekrar gelmelerini engellemek için satın aldığınız yazılımlar nedeniyle size para kaybettirirler. Bir ya da birkaç bilgisayarı olan ev kullanıcıları için bu durum çok önemli olmayabilir fakat büyük firmalar açısından düşünüldüğünde bu tür yazılımlar gerçekten büyük masraflar açabilirler. Rahatsız edici reklâmlar genellikle orta seviyede tehlikeli kötü niyetli yazılımlar olarak algılanırlar.

RCasus Yazılımlar (Spyware)

Casus yazılım terimi, soğuk savaş zamanında kötü niyetli amaçları için gizlice iletişim hatlarına sızan ajanları hatırlatıyor. Belki de bu terimi bilgisayar dünyasına kazandıran kişinin ilk düşüncesi bu şekildedir. Bu terim hayatımıza 1990?ların ortalarına doğru girmeye başladı. Günümüzde casus yazılım tanımını kullanıcının bilgisi ya da izni olmadan kişisel bilgileri izleyen, toplayan ve üçüncü kişilere gönderen her türlü yazılım için kullanılıyor.

Casus yazılım bulaşmasının gözlenebilen sonuçları:
* kişisel Web veya e-posta istemcisi ayarlarının beklenmedik bir şekilde değişmesi
* kendiliğinden çıkan ve istenmeyen uygulamalar veya araç çubukları
* rasgele çıkan istem dışı reklâmlar

Daha az belli olan sonuçlar:
* Kişisel veya finansal bilgilerin hedeflendiği gizli veri toplama
* Sisteme tekrar gizlice girebilmek için açık bırakılan arka kapılar
* bulaşılan sistemin tamamının veya bir kısmının denetim altına alınması

Casus Yazılımların Etkileri
Casus yazılımlar hem zaman açısından hem de para açısından büyük zararlar doğurabilecek tipte tehditlerdir. Pek çok casus yazılım ticari olarak üretilip dağıtılır bu yüzden de en yaygın kötü niyetli yazılım türüdür. Casus yazılımlar, son kullanıcılardan sadece zaman ve para çalmazlar. Bazı türleri internet sitelerinin reklâm gelirlerini çalmak veya arama sonuçları üzerinde değişiklikler yaparak yaratıcısının istediği siteleri ön plana çıkarmak gibi amaçlara da hizmet edebilirler.Casus yazılımların sadece kullanıcıların sinirini bozanlarından tamamen yasa dışı olanlarına kadar pek çok çeşidi vardır. En iyi huylu olanları pazarlama amaçlı kullanılmak üzere internet sitesi ziyaretlerinizle ilgili istatistiksel verileri tutanlardır (bu verilerin bir sonraki kampanyada hatta çöp posta dağıtımında kullanıldığını unutmayın). Bir başka tür casus yazılımlar sadece istatistiksel veri toplamakla kalmaz aynı zamanda banka ve kredi kartı bilgileri gibi önemli verileri kötü niyetli üçüncü kişilere ulaştırabilirler.

 

K A Y N A K : http://www.gelenkutum.com/2008/03/virus-malware-spyware-adware-nedir.html

8月9日

Renklerin Kökeni

Renklerin sayısız tonu bize sayısız güzellik sunuyor. Gözümüze hitap ettiği gibi ruh hâlimizi de etkiliyor ve kelimeler gibi kendimizi ifade etmemizi sağlıyor. Kırmızı, mavi, yeşil, mor... Hepsi ne çok anlam içeriyor...

Renk: Farsça "renk", "boya", "kan", "utanma" gibi anlamları olan "reng" kelimesi Türkçeye "renk" olarak geçmiştir.

Mavi: Arapça "su" anlamına gelen "mâ"dan "mâî" (su renginde, suyla ilgili olan, suya benzeyen). Türkçeye "mavi" olarak geçti.

Pembe: Farsçada "pamuk" ve "pamuk çiçeği" anlamına gelen "penbe" kelimesinden "pembe" olarak dilimize girmiştir. Pamuk çiçeklerinin başlangıçta açık kızıla çalan renklerinden ismini almıştır.

Yeşil: Türkçedeki "taze", "diri" anlamındaki "yaş"tan "yaşıl-yeşil" dönüşümüyle günümüze gelmiştir. Bitkilerdeki canlılığı anlatmada kullanılırken anlam genişlemesiyle renk ismi olmuştur.

Kırmızı: Arapça "al", "kızıl" anlamına gelen "kırmıs"tan "kırmızı" olarak dilimize girmiştir. Eski Türkçede "kızıl" kullanılmıştır.

Lacivert: Farsçada koyu mavi renkli bir taş için kullanılan "lâciverd" kelimesinden geçmiştir. Eski Farsçada "lâjverd", Sanskritçede de "koyu mavi" anlamında "lajavarta" olarak geçer.

Mor: Farsça "demir pası" anlamındaki "mûr" kelimesinden gelmiştir.

Sarı: Eski Türkçe "sarı boya" anlamındaki "sarığ"dan gelmiştir.

Bej: Fransızcadaki "beige" kelimesinden gelmiştir. Bu ismi koyun yününün renginden almıştır.

Kahverengi: Bildiniz, "kahve"den. :) Farsça "gahvai reng"ten dilimize girmiş. Tembelliğe gelmiş gibi bu da... Kahve ne renk ki?

Gri: Fransızca "açık kül rengi" anlamındaki "gris"ten Türkçeye girmiştir.

Siyah: Farsça "kara" anlamındaki "siyâ"dan gelmiştir.

Beyaz: Arapça "beyâz" kelimesi "süt" anlamındadır. Aklık bildiren nitelemeler için de "beyaz" kullanılmıştır.

Siyah ve beyaz teknik olarak renk olmasa da bahsetmeden duramadım. İki kelime, iki kelimedir.
Hayatınız renk dolu olsun...

 

K A Y N A K : http://www.kelimelerinsoyagaci.com/2008/08/renk-isimlerinin-kkeni.html

7月18日

Özür

 
Çok uzun bir süredir blogumu güncellemdiğim için herkesten özür dilerim.
Arada elimde olmayan nedenlerden dolayı birtakım aksaklıklar oluştu,
haziran ağustos döneminde senelik iznim nedeniyle Alanya'daydım,
bu arada Serhat Yiğit efendide Alanya'da sünnet oldu.
Şimdi ise gene bir 15 Günlüğüne Foça'ya gidiyoruz.
Alanya ve sünnet fotoğraflarını burada yayınlıyorum.
görüşmek üzere...
 
 
 

S4030478

 
3月9日

VİSKİ NEDİR ?

 
 

VİSKİ NEDİR

 

Bu yazıyı okuduktan sonra, çevrenizdeki insanları viski hakkında her şeyi bildiğinize inandırabilirsiniz ama sakın buna kendiniz de inanmayın. Çünkü viskinin, içilmesi dışında en harika yanı, hemen hemen her konudan hatta sanılanın aksine, şaraptan bile daha çok bilgi malzemesi içermesidir. Ama sıradan bir viski içicisi bunların çoğundan habersizdir. Dolayısıyla bu yazıyı okuduktan sonra gerçekten viski üzerine anlatacak çok şeyiniz olacağından emin olabilirsiniz.

Viski ile ilgili asla unutmamanız gereken iki tane değişmez gerçek vardır :
1. Hiçbir viski diğerine benzemez.
2. Viski içenlerin %99 u kendilerine söylenmedikçe bir viskiyi diğerinden ayırdedemez.

Viskinin adından başlayalım. Orijinalinde whisky ya da whiskey olarak yazılan viski, Kelt dilinde (Keltler Britanya adalarının ilk sakinleridir. İrlandalıların kökeni Keltlerdir. İskoçlar İskandinav kökenlidir, İngilizler ise Germen kökenlidir. Adanın yerlileri İrlandalılardır.) hayat suyu anlamına gelen uisge beatha’dan gelir. Uşki bağh olarak okunan bu kelimeyi biraz zorlarsanız söylerken viski ile aynı sesi verdiğini duyabilirsiniz. Kızılderililerin de amerikaya gelen ilk Avrupalılardan gördükleri bu içkiye ateş suyu dediklerini biliyoruz.

Viski çeşitleri ile devam edelim. Dört çeşit viski vardır. Malt viski, darı viskisi, harmanlanmış viski ve diğer viskiler.

1. MALT VİSKİ : Bu viskiden bahsederken sadece ‘malt’ demek ve bunun asıl viski olduğunu da vurgulamak gerekir. En sade olarak söylenebilecek şey sadece arpadan ve damıtma yoluyla elde edildiğidir. Katıksız malt viskisi dünyanın en asil içkisidir. Malt ayrıca her harmanlanmış İskoç viskisinde belli oranda bulunur. İskoçya da yaklaşık yüz kadar damıtım evi malt üretmektedir. Peki nedir bu malt ? Arpa kuru olarak temizlendikten sonra, ıslatılarak filizlenmeye bırakılır. Yeterli süre sonra filizlenen arpa fırında kısmen kavrularak kurutulur ve malt elde edilir. Arpa taneleri ve kurumuş filizler iri iri öğütülür. Bu kaba un üzerine sıcak su eklenir ve lapa elde edilir. Oluşan malt lapası , lapa teknesinde bekletilir. Yeterli süre sonra teknenin dibinden sıcak kahverengi yapışkan bir sıvı olan özsu alınır. Kalan artık, küspe, hayvan yemi yapılır. Özsu başka bir tekneye alınarak mayalanır. Bu bulamaçta çeşit çeşit alkol oluşur. Bu bulamaç, buharlaşma dereceleri bilinen çeşitli alkollerin elde edilebilmesi için, ısıtılarak, alkollerin buharlaştırılıp ayrıştırıldığı ve daha sonra tekrar yoğuşturularak sıvıya dönüştürüldüğü işlem olan damıtımın yapıldığı imbiğe alınır.

endüstriyel imbik


endüstriyel imbik

İlk damıtımdan elde edilen sıvıya adi içki denir. İkinci damıtımda kötü alkoller bu sıvıdan damıtılıp ayrıştırıldıktan sonra kalan ve ileride viski olacak sıvıya göbek denir. İşleme başlanan toplam sıvının %40 ı oranında göbek elde edilir. Yüzde 68.5 alkol oranına sahiptir, 3 yıl meşe fıçıda bekledikten sonra ve fıçı yanığı yada karamela ile renklendirilip su ile yumuşatıldıktan sonra içilebilir.

meşe fıçılar


meşe fıçılar

Viski şarap gibi şişede yıllanmaya devam etmez, en az 3 yıl meşe fıçıda dinlenmesi, İskoçya’da kanuni zorunluluktur. Meşe fıçı viskiye koku, renk ve tat katar. Örneğin 1824 yılından beri üretimi yapılan, ünlü The Macallan Highland Single Malt Scotch Whisky’yi üreten damıtımevi viskilerini daha önce Sherry bekletilmiş fıçılarda dinlendirir.

The Macallan


The Macallan

Bazıları fıçılarının içini alevle yakarak oluşan isin viskiye renk ve koku vermesini sağlar. Bazıları da fıçının içine karamel sürerek renksiz viskiyi sarımtırak bir hale getirir. Viskinin tadına katkıda bulunan yaklaşık 800 kimyasal bileşikten 400 ünün içeriği tam saptanabilmiştir ve bunların 44 tanesinin fıçı yapımında kullanılan meşede bulunduğu tespit edilmiştir. Son olarak şunu ekleyip diğer başlığa geçelim. Maltlar da kendi içlerinde harmanlanırlar. Malt pahalıdır, tek malt çok daha pahalıdır, tek fıçı maltı ise el yakacak kadar pahalıdır. Tek fıçı maltını bulma ve içme şansınız, büyük ihtimalle hayat boyu olmayacaktır. Fakat bedelini ödemeyi göze alırsanız, çok içki çeşidi bulunduran mağazalarda tek malt bulabilirsiniz.

The Macallan reklamı


The Macallan reklamı

2. DARI VİSKİSİ : Darı viskisi mısırdan yapılır. Mısır öğütülüp fırınladıktan sonra sıcak su eklenir. Sonra yaklaşık 1/9 oranında arpa maltıyla karıştırılır. Bu karışım mayalandıktan sonra bir imbikte damıtılır ve imbiğin çıkışından renksiz ispirto olarak çıkar. Bu nötr alkol sadece viski yapımında değil, aynı zamanda cin, votka ve metil alkol yapımında da kullanılır. Marka olarak, hiç içmemekle beraber, The Invergordon ya da Cameron Brig verebilirim. Hiç malt viskisi içermezler, yüzde yüz beyaz ispirtodan elde edilirler. Tüm uzmanlar tadını, biraz ilacımsı bulduklarını söylerler.

3.HARMANLANMIŞ VİSKİ : (Blended whiskey) Malt ve darı viskilerinin karıştırılması ile elde edilir. İskoç viskilerinin harmanlanmasında hangi viskiden ne kadar kullanıldığı her damıtım evinin en büyük sırrıdır. Ama genelleme yaparsak sıradan bir harmanlanmış viskide %20-30, pahalı olanlarda %40-50 oranında malt viski bulunur. De luxe ya da Premium etiketli harmanlar en az %50 malt içerir ve en az 8 yıllıktır. Super de luxe harmanlar yaklaşık 20 yıllık olurlar ve %75 kadar malt içerirler. Harmanlanmış viskilerin en bilinenlerinden biri (Justerini ve Brooks) J&B Rare Scotch Whisky dir. Tarihi 1749 yılında sevgilisinin peşinden İngiltere’ye göç eden İtalyan bir opera sanatçısının, İngiliz bir ortak bulup içki imalatına başlamasına kadar gider. Ama esas popülaritesini ABD’de içki yasağının kalktığı 1930 larda kazanmıştır. Yeşil şişe kullanan ve sıradışı açık rengini karamel kullanılmamasına borçlu olan, yaygın ve uygun fiyatlı bir viskidir.

J&B Rare
J&B Rare

Tam 42 çeşit viskinin harmanlanmasıyla üretilir. Her şişede aynı tadı vermek şartıyla, değişik yıllarda ve değişik şartlarda üretilmiş 42 çeşidin karıştırılması tamamen işin uzmanı kişi tarafından yapılır. Bu kişiler beyaz önlükler giyerler, damıtım evinin en havalı çalışanlarıdır. Çeşitli viskileri koklar ve yutmadan ağızlarını çalkalarlar. Hangisinden ne kadar daha eklenmesi gerektiğine karar verirler. Bu arada yeri gelmişken viskileri ayırdetmekte kullanılan yöntemler sırasıyla, kokusu, rengi ve tadı dır. Gazete ve dergilerde bazı gurme yazarlar, firmaların davetlisi olarak viski tadımlarına gittikten sonra, köşelerinde içtikleri viskiyi tarif ederken aromatik, ısırgan, topraksı, kremamsı, seçkin, uysal, ağdalı, zengin, kamçılayıcı gibi süslü ifadeler kullanırlar. Emin olabilirsiniz ki, bu kelimelerle ifade edilebilecek farkları gerçekten ayırdedebilecek kadar gelişmiş tat ve koku duyuları olsaydı, uyduruk yazılar yazmak yerine bir damıtım evinde 50bin dolar maaşla çalışıyor olurlardı. Bu konuda çalışan insanlar gerçekten çok özel yetenekleri olan kişilerdir. Yıllar önce bir arkadaşımla gittiğimiz gece kulübünde viski sipariş ettikten sonra, gelen viskiden bir yudum alan arkadaşım bunu yere tükürüp, bunun Tekel’in Ankara viskisi olduğunu kendisinin ise gerçek scotch viski sipariş ettiğini söylediğinde, garson hiç üstelemeden, bardakları alıp gitti. Biraz sonra yine elindeki tepside iki bardakla geri geldiğinde, arkadaşım bir yudum alıp kendisine teşekkür etti. Ben ikisinin aynı viski olduğundan o gün şüphelenmiştim, bugün ise eminim. Bu kadar yıl geçip onlarca değişik damıtım evinin yüzlerce çeşit viskisini tatmış olmama ve kendimce hatırı sayılır bilgi sahibi olmama rağmen, çok bilinenleri bazı çok belirgin özelliklerinden dolayı tanıyabilmek dışında, ayrım yapamıyorum. Unutmayın ki bir viskiyi diğerinden ayırmak gerçekten çok ama çok zor bir iştir, önemli olan ise bunu belli etmemektir. Bu yüzden şişesini çaktırmadan görme imkanınız yoksa viskinin markası hakkında atıp tutmamanızı öneririm.

4.DİĞER VİSKİLER :
a.) İrlanda viskisi :

Jameson Irish Viski
Jameson Irish Viski

Bu viski aynen İskoç malt viskisi gibi yapılır. Tek farkı imbikten 2 kere değil 3 kere geçirilerek damıtılmasıdır. Bu fark onu İskoç maltından daha yumuşak içimli, daha tatlımsı ve daha pahalı yapar. Burada dikkat çekilecek bir konu da İrlanda viskisinin İskoç viskisi gibi whisky olarak değil, whiskey olarak yazılmasıdır.
En ünlüsü Jameson Triple Distilled Irish Whiskey dir. 1780 yılından beri üretilmektedir. Resimden de anlaşılacağı gibi arpa maltı ve diğer tahıllardan elde edilen viskilerin bir harmanıdır.

b.) Bourbon : (Börbın) K. Amerikaya özgü mısır ve çavdardan yapılan bir viskidir. Scoth maltını yakalaması mümkün olmayan bir ikame girişimidir. Kentucky bourbon olarak bölge ismiyle tescillenmiştir.

Jim Beam
Jim Beam

En ünlüsü Jim Beam Kentucky Straight Bourbon Whiskey dir. 1770 yılında ilk bourbon Kentucky’de üretilmiş ve 1795 yılında ise çiftçi Jacob Beam ilk viskisini üretmiştir.

c.) Sour mash : Amerikada geliştirilen bir başka taklit olan Sour Mash (saur meş okunur ve ekşi lapa-maya demektir) adını mayalanma sürecini hızlandırmak için, bir önceki üretimin artığı olarak dinlendirme kazanında kalan dip çökeltisinin maya olarak yeni karışıma eklenmesinden gelir. Yudumluk viski olarak da bilinir çünkü ağız dolusu içmeyi göze alamayacağınız, içimi sert bir viskidir. Tennessee Sour Mash olarak bölge ismiyle tescili yapılmıştır.

Jack Daniel's
Jack Daniel's

En ünlüsü Jack Daniel’s Old No.7 Brand Tennessee Sour Mash Whiskey dir. Jack Daniel’s viskiyi damıttıktan sonra kömürden sızmasını sağlayarak kendine has tat ve kokuda daha yumuşak içimli viskisini üretmiştir. 1863 yılında, çalıştığı damıtım evini devralan bay Jack, 1866 yılında kömürden geçirerek yumuşatma işlemini bulmuş ve o günden beri aynı yöntem uygulanmaktadır. Köşeli şişesi ve etiketi ise 1895 yılından beri değişmemiştir. Old No.7 ibaresinin ne anlama geldiğine ise hiç kimse emin değil. Bay Jack bunu kimseye söylememiş ama dinlendirdiği fıçılardaki deneme üretimlerinden 7 no’lu olanında karar verdiği için etikette bu ibarenin yer aldığı söylenmektedir.

d.) Japon viskisi : İskoçyalı bir damıtımcıya göre Japon viskisini bütün bir gün ve gece içtikten sonra İskoç viskisine benzediğini düşünebilirsiniz, tabi hala ölmediyseniz. Japonların viski üretme merakı malt ithal edip üzerine renksiz ispirto eklemekten, toz haline getirilmiş ve üzerine soda eklenince içilecek hale gelen hazır viski üretimine kadar uzanıyor. Fakat bunlara rağmen Suntory isimli alkollü içecek üretici firmasının, 1923 yılından bugüne, Kakubin, Yamazaki, Hakushu ve Hibiki markalarıyla çok kaliteli malt ve harman viskiler ürettiğini de inkar edemeyiz.

Üretim metodları ve türlerinden bahsettikten sonra, çok önemli bir konu olan, viskinin içilmesi konusundan da biraz bahsetmek istiyorum.Viski içilirken asla yapılmaması gereken şeyler vardır. Bir numarada kesinlikle viskiye kola, soda ya da meyve suyu gibi katkılar eklememek yer alır. Viskiye konabilecek iki şey vardır; su(buz) ve daha fazla viski. Sadece su ve buzla içilirse tadına en çok öyle varılır. Benim tercihim, iki parmak viski üzerine, bir parmak soğuk su ve iki küp buzdur. Bardak tercihen geniş ağızlı, kalın dipli, kesme kristal olmalıdır. Asla balon bardakla viski içilmez, bunu yapan birini görürseniz sinirlenmemeye çalışarak, uyarmak gerekir. Çünkü bu hareket, scotch viskiye sadece scotch demek kadar ya da malt viskisine scoth viski demek kadar ayıp ve kaba bir davranıştır.

İyi kalite viski içenler, içmesini bilmeseler dahi, asla akşamdan kalma halini yaşamazlar. Gırtlak kuruması ve baş ağrısı, malt-mısır viskisi harmanlama oranındaki dengesizlikten olur. İyi viski asla baş ağrısı yapmaz. Fakat tabii ki bu, sarhoş olmayacaksınız demek değildir. Kendimden örneklemek gerekirse, viski ile tanıştığım ilk yıllarda Johnny Walker’in kapağı ile ardı ardına 3-4 shot yapıp keyifli bir mahmurluk haline geçerdim. O yıllar, bir adet kısa camel içip kanepeye uzanıp uçma hissini yaşadığımız yıllardı. Şimdi yarım şişe Jameson ya da Jack Daniel’s içtikten sonra sudoku çözebilen biri olarak, sevgilimin iki kadeh beyaz şarap içerek bulutların üzerine çıkabilmesini gıpta ederek ve o eski günleri hatırlayarak izliyorum. Geçirdiğimiz bu evrimde, Absinthe’i gargara yaparak içmek (sonuç : 3 gün boğaz yanması) ve su bardağı ile Tekila shot yapmak (sonuç : facia) gibi süreçleri yaşamamızın etkisi de olmuş olabilir sanırım. Ama bence daha önemli olan iyi içkiyi ve özellikle viskiyi tanımak ve gerektiği gibi içmektir. Elbette her insanın da kendi limitini bilmesi ve duracağı zamanı kestirmesi gerekir. Kararında içilen içkinin faydası olduğunu düşünmekle beraber, abartıldığında alkolün vücuda verdiği zararlardan da başka bir yazıda bahsetmeyi düşünüyorum.

Bu yazıyı aslında çok daha uzun hale getirebilirdim. Örneğin viskiden bahsederken, suyun viskiye etkisi, turba nedir, neden ve nasıl kullanılır ve viskiye nasıl etki eder, imbik türleri nelerdir, çukur imbik efsanesi nasıl çıkmıştır, fıçının önemi ve viskiye etkileri, gibi başlıklar altında uzun uzun anlatacak çok şey var. Fakat çok uzun bir yazının sıkıcı olacağı ve ulaşılmak istenen temel bilgiye ulaşmayı zorlaştıracağını düşündüğüm için bu kadarla bitirdim. (Buraya kadar 1824 kelime yazmışım. Az da sayılmaz.) Bu yazıyı yazarken kendi cümlelerimi kullanmaya özen gösterdim, zaman içinde okuduğum kaynaklardan aklımda kalanları yazmaya çalıştım. O yüzden belirtebileceğim kesin bir kaynağım yok. Umarım bu yazıyı sonuna kadar okuyacak sabrı gösteren birisine viski ile ilgili birkaç faydalı bilgi sağlayabilmişimdir.

‘Tadına ancak çıplak olduğu takdirde varılan iki şey vardır. Bunlardan biri viskidir.’ Kelt atasözü

 
1月26日

SU VE YAŞAMAK

akciğer, besin, besin zinciri, beyin, canlı, dna, eklem, enerji, felç, hasta, hastalık, hücre, insan, kalp krizi, sindirim, su, suyun faydaları, vücüt, yaşam

1- Hiçbir canlı susuz yaşayamaz.
2- Göreceli su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır,sonra öldürür.
3- Su temel enerji kaynağıdır.
4- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir, bize yaşam gücü verir.
5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.
6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır.
7- Bağışıklık sisteminin (bütün mekanizmalarının) merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.
8- Bütün besinlerin, vitamin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar.
9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.
10- Su, besinlerdeki gerekli ögelerin emilimini artırır.
11- Bütün ögelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.
12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.
13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.
14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.
15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.
16- Omurgadaki diskleri "şok emici su yastıkları" na dönüştürür.
17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.
18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.
19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.
20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.
21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.
22- Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.
23- Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.
24- Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.
25- Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.
26- Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.
27- Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.
28- Uykuyu düzenler.
29- Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.
30- Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.
31- Gözlere canlılık ve parlaklık verir.
32- Glokomdan korunmamıza yardım eder.
33- Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.
34- Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.
35- Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.
36- Kadınlarda, adet öncesi ağrıyı ve ateş başmasını hafifletir.
37- Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.
38- İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.
39- Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.
40- Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.
41- Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli, ama susadığınızda suyunuzu içmelisiniz.
42- Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.
43- Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.
44- Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Karar verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.
45- Yaşlılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur. Alzheimer, multipl skleroz, Parkinson ve Lou Gehring hastalıklarının riskini azaltır.
46- Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.

K A Y N A K : http://www.byila.com/blog/bos-vakit/su-icmeniz-icin-sebebler-var#more-777

1月20日

EN TEHLİKELİ 10 HAYVAN

İşte Dünya’daki en tehlikeli 10 hayvan:

10) Ayı:

Kara AyıAyıların bir çok alt türü bulunmaktadır. Fakat özellikle kutup ayısı, kara ayı ve grizli ayısı son derece ölümcüldürler. Bu ayılardan biri karşınızda iki ayağının üzerine kalktığı zaman başınız belada demektir. Bu hayvanlar her sene 5-10 civarı insanın ölümünden sorumludurlar. Bu ölümler genellikle insanların ayıların bölgesine girmesi sonucu meydana gelmektedirler.

Ayılar genelde güçlü pençeleri ve çok güçlü çenelerini kullanarak saldırırlar.

Karşınızda sinirli bir ayı bulduğunuz zaman sakın arkanızı dönüp kaçmaya çalışmayın. Ayılar insanlardan çok daha hızlı koşarlar. Bunun yerine çok yavaş hareketlerle geriye çekilin. Eğer ayı agresif hareketlerine devam ederse geri çekilirken bağırıp gürültü yapın ve bulduğunuz taş ve sopaları ayıya fırlatın. Genellikle ayılar insanlara öldürmek amaçlı saldırmazlar ve tehdit olarak gördükleri durum ortadan kalkınca sakinleşirler.

Yıllık Ortalama ölümler: 5-10 arası

9-) Köpekbalığı:

Büyük Beyaz KöpekbalığıHer ne kadar köpekbalığı saldırısı denince akla ilk gelen büyük beyaz köpekbalığı olsa da insanlara yapılan tahriksiz saldırıların büyük kısmından boğa köpekbalıkları asıl suçlulardır. Dünyanın neredeyse bütün sıcak ve sığ sularında bulunan bu hayvanlar özellikle agresif ve ne yapacağı belli olmayan hayvanlardır. 360 tür köpekbalığından sadece dört tanesi insanlar için tehdit oluşturmaktadır. Bunlar, büyük beyaz, kaplan köpekbalığı, okyanus beyaz yüzgeçlisi ve boğa köpekbalığıdır.

Bir köpekbalığı, en büyük silahı olan jilet gibi keskin dişlerle dolu ağzı ile saldırır. Bu kuvvetli çene neredeyse her şeyi ısırabilir. Kırılan dişleri olursa bunlar bir kaç gün içinde yenilenirler.

Sarı ve portakal rengi renkler köpekbalıklarını özellikle irite eder. Dolayısı ile köpekbalığı olan yerlerde bu renkleri giymek pek akıllıca olmayabilir. Eğer bir yerinizi kanıyorsa sudan hemen çıkın çünkü bir köpekbalığı kan kokusunu kilometrelerce öteden alır. Yalnız yüzmeyin köpekbalıkları gruplar yerine tek başına olan avları tercih ederler. Burnu ve solungaçları köpekbalığının hassas noktalarıdır. Saldırı anında bu noktalara vurmak köpekbalığının geri çekilmesini sağlayabilir.

Yıllık Ortalama ölümler: 100 civarı

8- ) Denizanası:

Bu denizanası, denizlerin en zehirli canlılarının başında gelmektedir.Denizanası pek tehlikeli bir hayvan olarak gözükmeyebilir ama bu türün bazı üyeleri Dünya üzerindeki en zehirli deniz hayvanlarının başında geliyorlar. Kutu denizanası bu türün en zehirlileri arasındadır. Uzun dokunaçları bir sürü zehirli iğne ile biter. Genelde bunları bir savunma mekanizması olarak kullanırlar. Bu uzuvları kurbanına saplar ve zehri aktarır. Kutu denizanası saldırısına uğrayan bir insan dakikalar içinde ölebilir. Ölüm genellikle kalbin durması şeklinde meydana gelir.

Denizanalarının var olduğu bilinen yerlerde özel giysiler ile denize girin. Bir denizanası tarafından sokulursanız hemen sudan çıkın. Sokulan yere sirke uygulayın ve bir sopa veya benzeri bir şeyi deriye bastırıp ovarak kalan iğneleri çıkarın.

Yıllık Ortalama ölümler: 100 civarı

7-) Su aygırı:

Su Aygırı çenesini 120 cm. açabilir.Su aygırları ilk bakışta oldukça hantal, tembel ve tehlikesiz görünebilirler ama aslında son derece agresif hayvanlardır. Buna 120 santime kadar açılan devasa ağızları kocaman dişleri ve büyük güçlü cüsseleri de eklenince oldukça tehlikeli hale gelmeleri çok kolaydır. Ayrıca su aygırı göründüğü kadar hantal bir hayvan değildir. Bir su aygırı kısa mesafeli bir olimpiyat koşucusundan daha hızlıdır.

Karada iken su ile aralarına girenleri ezmek, ya da büyük sivri dişleri ile ısırmak sureti ile öldürürler. Suda ise tekneleri alobora ederek düşenleri devasa ağızları ile öldürürler.

Su aygırlarını kesinlikle ani hareketlerle şaşırtmayın. Eğer suda iseniz, kürekler ile suya vurarak su aygırlarını varlığınızdan haberdar edin. Genellikle daha derine gitmek üzere hareketlenirler. Karada bir su aygırı ile karşılaşırsanız, sakın su ve su aygırı arasında durmayın.

Yıllık Ortalama ölümler: 100-150 arası

6-) Fil:

450px-elephant_near_ndutu.jpgSevecen ve dostça görüntüsüne rağmen filler her sene hatırı sayılır kişide insanı öldürmekteler. Gerçi bu ölümlerin büyük çoğunluğu travma geçiren fillerden veya yaşam alanları gittikçe azalan filler yüzünden meydana geliyor. Çoğu durumda da fil koca gövdesi ve büyük kuvveti ile verdiği zararın farkına varmıyor.

Devasa boyutları sayesinden kurbanlarını ezerek veya vurarak öldürüyorlar ya da büyük dişlerini kullanıyorlar.

Genel olarak bir fili irkiltmeyin. Büyük ihtimalle bir tehdit sezerse saldıracaktır. Eğer bir fil saldırmaya niyetli gözüküyorsa mümkün olduğu kadar gürültü yapın. Bu fili geri çekilmeye ikna edebilir. Bir ağaç bulup tırmanmak da bir yöntem olabilir. Tabii filin deviremeyeceği bir ağaç olmasında fayda var. :)

Yıllık Ortalama ölümler: 300-500 arası

5-) Timsah:

Nil TimsahıTimsahlar tarih öncesinden kalma mükemmel katillerdir. Bir yemek timsaha uzun süre yeter. Bu yüzden sabırla kusursuz saldırı anını bekleyecektir.

Timsahlar suyun içinde bir anda roket gibi fırlayarak güçlü çeneleri ile avlarını yakalar ve su içine çekerler ya da yuvarlanarak avlarının kafasını karıştırıp kaçma şanslarını yok ederler.

Timsah saldırılarından korunmanın en kolay yanı timsah olan yerlerden uzak durmak ve timsah olan sularda yüzmemek. Timsahlar çok iyi yüzücüdürler ve suda pek şansınız yok. Bazı timsah türleri (mesela Avustralya’ya özgü tuzlu su timsahı) karada kısa mesafede bir at kadar hızlı koşabilirler. Eğer bir timsah tarafından kapılırsanız bağırın, çağırın, yumruklayın ama pek de şansınız yok.

Yıllık Ortalama ölümler: 600-1000 arası

4-) Büyük kediler

Kaplan, inanılmaz güçlü çenesi ve sivri dişleri ile çok öldürücü bir avcıdır.Büyük kediler ailesi genellikle aslan, kaplan, jaguar ve leopardan oluşmakla beraber puma, kugar gibi diğer kedilerde bazen bu isimle anılırlar. Doğal yaşam alanlarının yok edilmesi ve avlarının azalması nedeni ile her gün daha çok vahşi kedi insanlarla karşılaşmaktadır.

Kaplanlar genellikle arkadan saldırırlar ve avlarının atardamarlarını ısırmak veya boynunu kırmak için boynunu hedef alırlar. Bu genelde büyük hayvanlar için geçerli tabii yetişkin bir kaplanın tek bir pençe darbesi bir insanın boynunu kırmak için fazlasıyla yeterli.

Eğer büyük bir kedi ile karşılaşırsanız, gözlerinin içine bakın ve onunla göz temasını yitirmeyin. Yanınızda bulunan eşyalar ile kendinizi olduğunuzdan büyük göstermek de işinize yarabilir. Eğer arkanızı döner ve kaçmaya çalışırsanız kedi kesinlikle saldıracaktır. Bağırmak ve bir şeyler fırlatmak da kedinin saldırıdan vazgeçmesini sağlayabilir. Eğer biri sizi yakalamış ise burnuna ve gözlerine vurmayı deneyin.

Yıllık Ortalama ölümler: 800 - 1000 arası

3-) Akrep:

Kara AkrepAkrep son derece öldürücü bir hayvandır. Büyük ihtimalle her sene kaydedilenden daha fazla ölüme sebep olmaktadır. Buna rağmen dünyadaki 1500 kadar akrep türü arasından sadece 25 kadarı tehlikeli sayılmaktadır.

Akrepler genellikle zehirlerini kuyruklarında bulunan bir iğne ile avlarına aktarırlar. Buna rağmen Tüküren Afrika Akrebi zehrini bir metre kadar uzağa püskürtebilir. Zehir avı felç etmek sureti ile iş görür.

Akrepler genelde gündüz ortalıkta dolaşmazlar ve gece aktif hale gelirler. Dolayısı ile yatmadan önce yatağınızı silkelemekte fayda var. Ayrıca lavanta ve limonun akrepleri uzak tuttuğuna dair söylentiler de var.

Yıllık Ortalama ölümler: 900 - 2500 arası

2-) Yılan:

Kara Mamba, en büyük ikinci zehirli yılandır. Son derece agresif ve zehirli bu yılan aynı zamanda dünyanın en hzılı yılanıdır. Saatte 20 km. hızla hareket edebilir.Dünyada 2000 kadar çeşit yılan var ve bunlardan sadece 450 tanesi zehirli. Bunlardan sadece 250 tanesi insanlar için zehirli. Ama özellikle bazı yılanlar, mesela kral kobra, kara mamba ve mercan yılanı gibi, gezegendeki en zehrili hayvanlar arasındalar. Bu hayvanlardan biri tarafından ısırılanlar genellikle dakiklar içinde ölmektedir.

Yılanlar çok hızlı hayvanlardır ve insanların her yeri ısırmak için iyi bir hedeftir. Zehir çok çabuk bir şekilde kana karışarak etkisini gösterir. Yılanlar avlarını felç etmek amacı ile zehirlerini kullanırlar. Kral kobra bir insan boyu kadar yükselebilirve zehrini göze fırlatabilir.

Tüm öldürücü yanlarına rağmen genelde yılanlar tehdit edilmedikçe insanlara saldırmazlar. Ölümler genelde yılanları rahatsız etmek, saklandıkları yerleri kurcalamak ya da üzerlerine basmak yüzünden meydana gelen ısırıkların sonucudur.

Eğer bir yılanla karşı karşıya kalırsanız çok yavaş hareketlerle geri çekilin. Bir yılan uzunluğunun yarısı kadar bir mesafeden anında saldırabilir. Eğer bir tehdit sezerse -ani hareketler hayvan tarafından bu şekilde yorumlanacaktır - ve irkilirse, bunu yapacaktır.

1-) Sivrisinek:

Sadece dişi sivrisinekler kan emerler.Küçük sivrisinek. Çoğumuzun can sıkıcı bir haşerat olarak düşündüğü sivrisinek her yıl diğer hayvanlardan daha fazla insanın ölümüne sebep olmaktadır. Sıtma, sarı humma, nil humması gibi bir sürü son derece bulaşıcı ve son derece ölümcül hastalık sivrisinekler tarafından yayılmaktadır.

Dişi sivrisinekler salgıladıkları bir sıvı ile deriyi inceltir ve keskin ağızları ile burayı delerek kurbanın kanını emerler. Çoğu kurban ısırıldıklarını bağışıklık sistemi harekete geçene kadar hissetmez. Bu sırada ise sivrisinek işini bitirmiştir.

Eğer hastalıklı bölgelere gidiyorsanız, aşılarınızı ve haplarınızı unutmamalısınız. Sivrisineklere karşı en etkin koruma DDT ile donatılmış ağlardır. Ayrıca deriye direk sürülen kremler ve sinek spreyleri de faydalı olabilir.

1月12日

ENFLASYON %9 YAŞASIN !

 
BİZ Mİ COK SALAK GOZUKUYORUZ ? 
 
Ne sihirdir ne keramet
 Ne diyorlar bize?
 Enflasyon tek haneli. Yüzde 9 küsur.
 Isteyen, Türkiye Istatistik Kurumu'nun internet sitesindeki resmi 
rakamlara baksın.
 Isteyen, vergi iade zarflarına koymak için topladıgı fislere baksın. 
Yumurta yüzde 69 pahalandı.
 Ekmek yüzde 16.4.
 Domates yüzde 50.
 Süt 11, bal 13, salça 26.... 
Kömür yüzde 28.
 
AMA BIZ SALAKLARA % 9
 
Kombi 20, Dogalgaz 24.4, Tüp 13.4 ,
Deterjan 17, zeytinyagı 13, motoryagı 38.
Kira? Yüzde 25...
Ilaç? Yüzde 18...
Taksi 18, vapur 19...
Pilav üstü kuru?
Pirinç 20, fasulye 30...
Dana eti 14. 
Tavuk eti 20.

AMA BİZ SALAKLARA % 9

Enflasyon 9 küsur, Hacca gidis yüzde 39 küsur... 
Aradaki 30 puan, Sevap farki midir?
Baharat yüzde 24.
Okul çantasi yüzde 19. 
Ayakkabi yüzde 23.
İktidarin sembolü? Türban yüzde 27...
Obürü? Ampul yüzde 13...
Leblebi yüzde 42, sarımsak yüzde 62. 
Elma yüzde 45, armut yüzde 56, ayva yüzde 63.
Sıhhi tesisat malzemesi yüzde 67, telefon yedek parçasi yüzde 93, 
tül yüzde 98...

AMA BİZ SALAKLARA % 9

Peki nasıl oluyor da oluyor? 
Söyle oluyor...
Davul tozu, eksi 45.
Minare gölgesi, eksi 55.
Hokus pokus, eksi 70. 
Abra kadabra, eksi 90.
Topla hepsini... Al ortalamasini. 
Hoooop , Enflasyon 9 küsur! 

BAKIN ISTE BASBAKAN SUREKLI SOYLUYOR YA:
'Nereden nereye...
Ne zaman yapildi AKP li ilk genel secim? 
3 Kasım 2002'de...
Ne diyor Basbakan R.T.E:
'Türkiye'yi neredeeen, nereye getirdik!..' 
2002'de yola cıkmıslar mı?
Cıkmıslar...
Cıkmıslar da ne olmus?..
Bakalım neler olmus?..
Nereden nereye gelmisiz!..

Iste rakamlar:

BENZIN:
Bugün: 3.00 YTL
2002'de 1 milyon 696 TL ( 1.69 YTL)
Artis orani: % 76
TUPGAZ:
Bugün: 35 YTL
2002'de: 19 milyon TL ( 19.00 YTL)
Artıs oranı: % 84
EKMEK:
Bugün: 0.40 YTL
2002'de 150 bin TL ( 0.15 YTL)
Artıs oranı: % 250
ISSIZ SAYISI:  
Bugün: Resmi: 2 milyon 487 bin. (Gerçek: 10 milyon.)
2002'de: Resmi: 2 milyon 412 bin (Gerçek: 6 milyon 200 bin) 
KARSILIKSIZ CEK:
Bugün: 1 milyon 535 adet
2002'de: 748 bin adet. 

PROTESTOLU SENET:
Bugün: 2 milyar 803 milyon adet
2002'de: 498 bin 748 adet

DIS BORC: 
Bugün: 280 milyar dolar.
2002'de: 130 milyar dolar.

iC BORC:
Bugün: 182.4 milyar dolar.
2002'de: 90 milyar dolar.

DIS TICARET ACIGI:
Bugün: 51.3 milyar dolar.
2002'de: 15.5 milyar dolar.

SICAK PARA: 
Bugün: 53 milyar dolar.
2002'de: 8.1 milyar dolar.

Simdi bir anket:
a) Yan gelip yatmislar! 
b) Analarini alip gitmisler !
c) Satmislar!
d) Acmislar!
e) Hic biri!..

BIZ GERCEKTEN COK MU SALAK GOZUKUYORUZ ?

Eee son genel secim sonucları % 48 olduğuna göre 
en azindan %48'i
EVET
 
 
1月11日

Ameliyat Önlükleri Neden Yeşildir ?

 

Ameliyat önlükleri çoğunlukla yeşil ya da mavi-yeşildir. Bu renklerin seçilmesinin sebebi optik ilüzyon etkisini azaltmaktır. Belli bir renge uzun süre bakıp da sonradan başka bir fon rengine baktığınızda, fonun üzerinde ya o rengi ya da başka bir rengi görürüz. Aşağıdaki şemada mavi renkli +’nın ortasındaki küçük +’ya 20-30 saniye boyunca bakınız, sonra beyaz karenin ortasındaki +’ya baktığınızda gördüğünüz, bu etkidir.

afterimage

Deneylerle optik illüzyon etkisinin, başdönmesi ya da mide bulantısına sebep olduğu kanıtlanmıştır.

Uzun bir süre kırmızı bir nesneye bakıp, gözümüzü başka bir fona çevirdiğimizde gördüğümüz renk yeşil olmaktadır ve yine deneyler kanıtlamıştır ki, kırmızıdan sonra fon renginin yeşil olmaması, en fazla mide bulandıran kombinasyondur. (O yüzden bu yazıyı okurken klavyenizin ya da monitörünüzün başına istenmedik bir kaza gelmesin diye yukarıya farklı renklerden bir örnek koyduk.)

Sonuç olarak, bir ameliyat sırasında duruma göre uzun süre ameliyat yerindeki kan rengine bakmak zorunda kalan operatör doktor başını neşter almak, ya da bir an dinlenmek için bile kaldırıp etrafına bakındığında yeşil yahut mavi-yeşilden farklı bir renk görüp, ameliyatın gidişatını etkileyebilecek bir baş dönmesine maruz kalmasın diye bu renk seçilmiştir.

operation

1月6日

TÜRKLER VE KIZILDERİLİLER

KIZILDERİLİ VE TÜRK İLİŞKİSİ

 

\



Bundan 35000 yıl önce yani MÖ 30000-34000 tarihleri arasında dünya şu andaki görünümünden bir hayli uzaktı. O zamanlar buzul çağının en şiddetli dönemini yaşayan dünyamız büyük kıtasal ve alabildiğince uzaklara uzanan buzullara sahipti. Şimdiki adıyla Bering denizi olarak bilinen bölge o zamanlarda Asya'yı ve Amerika'yı Bering boğazı denilen bir buzul kara köprüsüyle bağlamaktaydı. Ve o zamanlar Sibirya bölgesinde avlanan Kızılderili kabilelerin yeni av alanları keşfemek amacıyla çıktığı yolculuklar sonrasında; bu boğaz kullanılarak Amerika'ya ilk kez ayak basıyorlar. Tabi bu insanlar yeni bir kıtaya geldiklerinden habersizce Atalarının yaptığı gibi Sibirya bölgesinde avlandıklarını düşünüyorlardı. Bu yeni av yerlerini beğenen Kızlıderililer buralara ve yerleştiler ve kabileler oluşturmaya başladılar.

\



Günümüze kadar uzanan tarihleriyle bazı kabileleri şu şekilde irdeleyebiliriz:
Amerikaya gelen yerleşimcilerin ilk karşılaştıkları kabileler arasında Seminoller, Çerokiler ve Mişuki kabileleri bulunmaktaydı.
İspanyol kaşiflerin Amerika'ya olan yolculukları sırasında Kaliforniya'da bulunan Soson, Payitu, Kahula, Mevuk ve diğer bazı kabilelerle karşılaştılar.
Günümüzde ise ABD de resmen kabul edilen 554 Kızılderili kabilesi bulunmaktadır.

Gelgelelim Kızılderililer ve Türklük ilişkisine ait bulgulara …

i) DNA Bulguları:
2-4 temmuz 1999’da Denizli’de gerçekleşen Yedinci Türk Dünyası Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayında konuşan M. Franklin Keel (Dogu Amerika Kizilderilileri Bolümü Baskani) Kızılderililer ile Türklerin DNA testlerinin aynı olduğunu ve ayrıca “Y” kromozomunun sadece Türkler ile Kızılderililerde bulunduğunu belirtiyor.

ii)Kültürel Benzerlikler:
İndiana Üniversitesinden Amerikalı Profesör Denis Sinor Türklerle Kızılderililerin ortak bir kültüre sahip olduklarını belirtmiştir bunlara örnek olarak :

  • Huş ağacından yapılmış oyma kayıklar ,
  • Pinok adı verilen deriden yapılan oba tarzı barınaklar,
  • Önünde yarıklar bulunan giysi türleri(Kahpe bizansta Süper Gazi’nin kıyafetini hatırlayın),
  • Makosenler
  • Loğusa kadınların kutsallığı ve kırkının yapılması
  • Cenazede ölü ağlayıcılarının bulundurulması(Ankara yöresine ait bir gelenek,”Yasçı tutmak” olarak biliniyor.) *Mohavk kızılderilileri'nin Anadolu'ya özgü 12 adet oyundan 11 tanesini oynadıkları biliniyor(Bunlardan biride Uzun eşşek oyunu)
  • Zakuma Kızılderililerinin(Brezilya'da) güreş tuttukları ve rakiplerden biri can verene kadar mücadele ettikleri biliniyor.
  • Atabaşkan ve Keçuva kabileleri Anandolu ya özgü Sicim oynunu oynadıkları biliniyor.
  • Aynı Altaylılarda olduğu gibi Kızılderililer birbirlerine amca, baba, teyze, hala, ağabey diye hitap ederler.
  • Töresi batsın ; Kan davası burda da var
    ve daha niceleri....

iii)Kelimelerin kullanım açısından benzerlikleri:
Tepek = Tepe
Yatkı = Ev , yatılan yer
Dodohişça= dudak
T-sün = uzun
Yu = Su,(yumak= yıkamak ” Çorum yörsinde çamaşır yıkamak =>çamaşır yumak olarak geçer)
Tete = Dede
Tamazkal = Hamam , temiz kal
Kuşa = Kuş
Missigi = Mısır
Türe = Töre
Yanunda = Yanında
İldiş = Dişleme
Atış-ka = Ateş
Ayrıca Fransız dil bilimcisi Dumesnil, Kızılderili dilinde 320 Türkçe kelime tespit etmiştir.

Bu bilgiler ne kadar ilginizi çekti bilmem ama gerçektende insanın aklında bir soru işareti bırakmıyor da değil....

K A Y N A K : http://www.hafif.org/yazi/kizilderili-turk-iliskisi